' HOŞGELDİNİZ '

HOŞGELDİNİZ buradan ayrılamayacağınızı temenni ederim iyi eğlenceler...


Bu Blogda Ara

16 Şubat 2010 Salı

Sanal alemin dil cambazları

Sanal alemin dil cambazları

İnternet üzerinden yayın yapan interaktif sözlüklerin sayısı her geçen gün artıyor. Peki bu sözlükler ne işe yarıyor, hangi ihtiyaca cevap veriyor?
Hazırlayan: Zümrüt SÖNMEZ

Klasik ansiklopedi ve sözlük mantığı ile internetin forum tarzı paylaşım ağlarının sentezi olarak ortaya çıkan internet sözlükleri şüphesiz hem sanal aleme hem de hayatımıza büyük bir renk kattı.

İlk Türk internet sözlüğü Ekşi’nin (ekÅ�i sözlük - kutsal bilgi kaynaÄ�ı) yayına girdiği 1999 yılından bu yana mantar gibi türeyen sözlükçüler, etrafımızda gördüğümüz, yaşadığımız, konuştuğumuz ya da duyumsadığımız şeylerin, kitaplarda yazan teknik anlamlarından ibaret olmadığını, onları algılayan bizler tarafından her an yeniden tanımlandığını hatırlattılar.

Ama diğer yandan da zamanla herkesin her konuda aklına geleni söylediği platformlar haline gelen sözlüklerin bir çeşit bilgi kirliliğine yol açtığı da ortada. Bu yüzden de sözlük furyasının dışında kalan kişiler, özellikle de kalem erbapları ikiye ayrılmış durumda. Kimileri bu oluşumları yakından takip ediyor ve destekliyorken kimileri de bilginin yozlaştırıldığı düşüncesiyle internet sözlüklerinin karşısında yer alıyor.



Tabi bu eleştirilerin son zamanlarda iyice azaldığı da görülüyor. Sözlüklerin önlenemez yükselişi karşıtlarını yıldırdı diyebiliriz aslında. Çünkü Ekşi Sözlük'ün popülaritesiyle birlikte başlayan sözlük çılgınlığı onlarca internet sözlüğü açılmasına neden oldu. Üstelik bu gruplardan öyle yazarlar çıktı ki, nickleri değme köşe yazarına taş çıkartacak üne kavuştu.

Yurtdışındaki ‘Everything 2’, ‘h2g2’ ve ‘Wikipedia’ gibi sözlüklerden feyiz alarak ortaya çıkan “Ekşi Sözlük”ün ünü internet ortamının dışına çıkarak medyaya da mal oldu. Ekşi Sözlük bugün gazeteciler, köşe yazarları, edebiyatçılar, sanatçılar ve televizyon yıldızları tarafından ilgiyle takip ediliyor. Hatta onlara ilham veriyor, kaynak teşkil ediyor. Pek çok ünlü isim bu sözlüklerin yazar kadrosunda da yer alıyor.

Sözlük furyası nasıl başladı?

Ekşi Sözlük'ün ve dolayısıyla interaktif sözlüğün mucidi, sözlükçüler tarafından bir süper kahraman addedilen SSG (Serdar Kapanoğlu), ekşi sözlük klonu başlığında yer alan açıklamasında ilk kopyanın “marvin rehber adında ekşi sözlük source code'larını eline geçirmiş bir ekşi sözlük yazarı tarafından ekşi sözlük'teki bir kısım entry'leri de aktararak haber vermeden gizliden gizliye yapılmış” olduğunu söylüyor.

SSG devamla; “klonların çıkmasını ne hukuki ne de başka tür bir yaptırımla engellemek gibi bir düşüncem yok. Asla da böyle bir şeyi desteklemem. Böyle bir şeyi istemek, en başta İnternet'in serbest gelişim ruhuna darbe vurmak, kendi bindiğimiz dalı kesmek olur. Hatta keşke daha çok sözlük olsa daha çok alternatif olsa da biz bir popülarite unsuru olmaktan çıkıp yine sadece yazmaktan ve okumaktan keyif aldığımız için sözlük yazarı olsak.” diyerek sözlük aleminin ağabeyliğini üstleniyor.

Sonradan birbiri ardına açılan bu sözlüklerden kimi umduğunu bulamayıp kısa sürede kapanmış, kimileri ise zamanla kitlelerini oluşturup kendi yağlarında kavrulmayı başarmış. Ekşi sözlük yazılım ve tasarımı ise Türk internet sözlükçülüğünün kimlik kartı olup çıkmış.



Birbirinin benzeri tasarım ve işleyişleriyle yayınını sürdüren bu sözlüklerin bir başka özelliği de belli bir grup ve kitleyi temsil ediyor oluşu. Daha sonra ortaya çıkan sözlükler genelde bir üniversite bünyesinde ortaya çıkmış, halihazırda bir kitlesi olan sözlükler. (bkz: itüsözlük, odtüsözlük, uludağsözlük vb.) Bunun birinci nedeni internet sözlüklerinin çoğunlukla üniversite gençliği tarafından kullanılıyor olması. Ama çeşitli grupların kendi terminolojilerini, kendi jargonlarını oluşturma çabası da bir başka neden olarak gösterilebilir (bknz: ihlsozluk). Bunlar başlarda belli bir konseptle yola çıkmış olsalar bile zamanla konseptlerini sadece ismen koruyup, üye ya da yazar alımı için herhangi bir kurala bağlı kalmıyorlar.

Cuma ye pazartesi acık!

Cuma ye pazartesi acık!

Yapılan araştırmalara göre sağlıksız yağlar içeren gıdalar, doyma hissini geciktiriyor. Cuma günü yenilen bir hamburger pazartesi günü acıktırabiliyor.

Araştırmacılar, hamburger gibi sağlıksız yağları ihtiva eden yiyeceklerin doğrudan beyni uyararak, "bize yeteri kadar yediğimizi söyleyen alarm sistemini kapattığını" gösterdiler.
Journal of Clinical Investigation dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, bunun sonucunda açlığımız yatışmıyor ve daha da fazlasını yeme hissine kapılıyoruz.
Bunun etkisi o kadar güçlü ki, cuma günü yenilen bir hamburger üç gün sonraki açlık hissinin sorumlusu olabiliyor.
Araştırmayı yapan Dr. Deborah Clegg, "Normalde vücudumuz yeteri kadar doyduğumuzu bize söyler, ancak bu her zaman, iyi bir şeyler yediğimizde geçerli değildir. Bu araştırmada, bir kişinin tüm beyin kimyasının çok kısa bir zamada değişebileceğini gösterdik" dedi.
Teksas Üniversitesinden Dr. Clegg, yaptığı bir dizi deneyde, doymuş yağların, vücudun bize ne kadar aç olduğumuzu ve yeteri kadar yeyip yemediğimizi söyleyen sistemini kapattığını belirledi.
Bu yağların, beynin vücuda, iştahı düzenleyen leptin ve insülin hormonlarından gelen bilgiyi gözardı etmesi yönünde mesaj gönderdiği belirtildi.
Dr. Clegg, "Bulgularımız şunu gösteriyor: Yağ oranı yüksek bir şey yediğinizde insülin ve leptine dirençli hale gelirsiniz ve beyniniz size yemek yemeyi durdurmayı söylemediği için de çok fazla yersiniz" dedi.
Fareler üzerinde yapılan deneylerde bu etkinin üç gün sürdüğünün saptandığı belirtildi.
Araştırmacılar, palmitik asid adlı yağ türünün beyni aldatmada özellikle usta olduğunu belirttiler. Tereyağı, peynir, süt ve sığır eti bu asidin bulunduğu gıdalardan bazıları.

'Ölümün kokusu' bulundu!

'Ölümün kokusu' bulundu!

Bilimciler ölen hayvanların vücudunda oluşan ve türdeş hayvanları maktuldan uzaklaştıran kokuları ayrıştırmayı başardı.

Kanada McMaster Üniversitsi bilim ekibi, ölen hayvanların vücudunda aynı türlerde benzer özellikler taşıyan bir koku oluştuğunu, bu kokuların türdeş hayvanlar için “ölüm uyarı sistemi” işlevi gördüğünü tespit etti. Kanada’daki McMaster Üniversitesi’nden bilimcilerin araştırmasına göre böcekler ve ıstakozlar gibi familya olarak birbirine yakın ama ayrı türlerden olan hayvan gruplarında bile ölüm esnasında ‘aynı koku’ üretiliyor.
Yağ asitlerinin karışımından oluşan bir salgıdan yayılan koku, türdaş canlıların ölen veya ölmekte olan hayvandan uzaklaşması için bir “ölüm uyarı sistemi” işlevi görüyor.
Ekip lideri David Rollo, ölen hayvanın bulunduğu yerden uzaklaşan diğer hayvanların böylece ölüme neden olan bulaşıcı hastalıktan veya düşman saldırısı tehlikesinden de uzaklamış olduğunu vurguladı.
Deneyde hamam böceklerinin kullandıklarını söyleyen Rollo, bunların barınma veya saklanma için ideal bir delik bulduklarında gövdeden feromon salgılandığını, bunun da diğer böcekleri oraya çektiğini belirtti.
Gözlem sırasında bu böceklerin ölmüş türdaşlarının olduğu yerden kaçtıklarını farkeden ekip, ölü hamam böceklerinin vücutlarından sıvı alarak analiz etti. Daha sonra laboratuarda çoğaltılan bu sıvı belirli bölgelere sürülerek böceklerin tepkisi gözlendi.
Rollo, “ölüm kokusu” yayan bu sıvının bulunduğu noktalara deneydeki hiç bir hamam böceğinin yaklaşmadığının gözlendiğini açıkladı.
Araştırma ekibi, bu koku yayma özelliğinin 400 milyon yıl önce evrilmeye başlayan bir özellik olduğunu ve soyların devamına yardım ettiğini berlitiyor.

Türkler olarak algılamamız

Türkler olarak algılamamız
Büyük gazetelerimizin birinde yönetici semineri veren uzman Türklerin dünyada en kötümser milletlerden biri olduğunu iddia etmiş. Peşinden küçük bir test yapmış. Bitişik sözcüklerden oluşan aşağıdaki cümleyi birkaç saniyeliğine gösterip yöneticilerden okumalarını istemiş: "THEGODISNOWHERE"
siz nasıl okudunuz???

"Ahşaptan ayna olur mu?" demeyin. Olur, olur. :)

"Ahşaptan ayna olur mu?" demeyin. Olur, olur.
Daniel Rozen isimli birisi tarafından tasarlanan bu ayna alt kısmında bulunan kameranın aldığı ışık ve şekili bilgisayara gönderdikten sonra yine bilgisayarın sayesinde yapılan şifrelere uygun hareket eden tahta parçaları ile görüntü imkanı sunuyor...













Acı çekene çikolata ve su

Acı çekene çikolata ve su

ABD’de yapılan bir araştırmaya göre çikolata yiyip, su içmek beyinde acıyı dindiren bir bölgeyi uyarıyor.

Neuroscience adlı dergide bugün yayımlanacak olan araştırmada, çikolata yemenin veya su içmenin beyinde acıyı dindiren bir bölgeyi uyardığı ifade ediliyor.

ABD'nin Illinois eyaletindeki Şikago üniversitesinde görevli nöroloji profesörü Peggy Mason ve meslektaşı Hayley Foo, çikolata yemeye başlayan veya su içmeye başlayan kişinin bu iki maddeyi tüketmeye devam etmekten kendini alamadığını vurguluyor.

Araştırmacılar, su içmenin sakıncalı olmadığını ama fazla çikolata tüketmenin gittikçe daha fazla Amerikalının kurbanı olduğu obeziteye yol açtığının altını çizdi.

Araştırmada, altı ara sıra ampul tarafından aşırı ısıtılan kafesteki deney farelerinin, ampul yanıp kafesin altını ısıtınca yanmamak için ayaklarını kaldırdıkları ama su veya çikolata verildiğinde daha uzun süre kafesin zeminine bastıkları tespit edildi.

Araştırmacılar, böylece kobayların su veya çikolatadan dolayı acıya duyarsız kaldıklarını saptadıklarını kaydetti.

Bilim adamları ayrıca, beyinlerinde acıyı dindiren bölgenin yedikleri çikolata veya içtikleri su tarafından uyarılmasından sonra da kobayların çikolata yemeye veya su içmeye devam ettiklerini tespit etti.

Profesör Peggy Mason, "Besin elimizin altında bulununca onu, kendimizi frenlemeden tüketmeye başlıyoruz çünkü beynimiz bize o yönde komut veriyor" dedi.
__________________

Kaybolunca daire çiziyoruz!

Kaybolunca daire çiziyoruz!

Araştırmacılar, insanların kayboldukları zaman daire çizerek başladıkları noktaya geri döndüğü teorisini ispatladı.

Yapılan araştırmaya göre yön duygusu kaybedildikten sonra düz bir çizgide yürümek imkansızlaşıyor. İlk defa bir araştırmada insanların nereye gittiğine dair fikri olmadığı zaman nereye gittikleri araştırıldı.
Araştırmacılar GPS sistemi kullanarak araştırmaya katılan gönüllülerin Sahara Çölü'nde ve Almanya'daki Bienwald ormanında nereye gittiklerini bir kaç saat boyunca gözlemledi. Araştırmacılar sadece güneş ve ay görülebilirken araştırmaya katılanların düz bir çizgi halinde yürüyebildiğini ortaya çıkarttı. Ay ya da güneş kaybolduğunda yürüyüşçüler fark etmeden daire çizmeye başladılar.

Araştırmayı yöneten Almanya Tübingen'de bulunan Biyolojik Sibernetik Max Planck Enstitüsü'nden Dr. Jan Souman insanların kayboldukları zaman eğer referans noktası bulamazlarsa yuvarlak çizdiğini doğruladı. "Bu referans noktası bir dağ ya da bir bina olabilir."

Yuvarlak çizilmesinin nedeni ise bir bacağın daha güçlü ya da daha uzun olabileceği de en mantıklı açıklama olarak araştırmanın sonuçlarında yer aldı.